21 Mayıs 2009 Perşembe

Embryoda Genetik Tanı Preimplantasyon Genetik Tanı

Tıp teknolojisindeki hızlı gelişmeler, bugüne kadar açıklamakta zorlandığımız pek çok problemi tanımlamamızı ve çareler üretmemizi sağlar. Bu konudaki en güzel örneklerden bir tanesi daha henüz gebelik oluşmadan önce gebeliğin sağlığının belirlenmesini sağlayan "embriyoda genetik tanı" imkanı. Bebeğin henüz 7 - 8 hücreli bir embriyo aşamasındayken sağlığı açısından incelenmesi mümkün. Bu şekilde hasta veya genetik özürlü bir embriyonun rahim içerisinde yerleşmesi ve sağlıksız bir gebeliğin oluşması baştan önlenir.

Şekil 1. Embriyoda genetik tanı

PGT kimlerde uygulanır?

Embriyoda genetik tanı yapılabilmesi için bu embriyoların laboratuvar şartlarında geliştirilmesi gerekir. Bunun için de, kadından elde edilecek olan yumurta hücresiyle erkekten elde edilecek olan sperm hücresinin, laboratuvar ortamında biraraya getirilmesi, yani mikroenjeksiyon tekniğiyle döllenme ve embriyo gelişiminin sağlanması gerekir. Diğer bir deyişle, embriyoda genetik tanı uygulaması, zahmetli ve masraflı bir yüksek teknoloji uygulaması gerektirir. O nedenle bu teknik ancak özel risk taşıyan çiftlerde uygulanır. PGT'nin hangi çiftler için uygulanacağı, uygulamanın amacına göre değişir.

PGT farklı amaçlara yönelik olarak gerçekleştirilebilir:

1. Anomali taraması

2. Embriyolarda hastalık araştırılması

3. Riskli ailelerde kanser hastalığının belirlenmesi

Anomali taraması

Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken ve tedavi sırasında elde edilecek olan embriyolarında anomali riski artmış olan çiftlerde, embriyoların en sık görülen kromozomal kusurlar açısından taranması hedeflenir.

Anomali taramasında amaç, embriyolarda en sık görülen trizomi (kromozom sayısının normalden fazla olması) veya monozomi (kromozom sayısının normalden az olması) gibi kromozom anomalilerinin belirlenmesi. Anomaliye sahip olduğu saptanan embriyolar rahim içerisine transfer edilmez ve imha edilirler. Hastaya sadece sağlıklı olduğu bilinen embriyolar transfer edilir. Bu şekilde genetik anomaliye sahip bir bebeğin rahim içerisinde gelişmesi riski baştan ortadan kaldırılır.

Genellikle genetik anomaliye sahip embriyolar rahim içerisinde tutunamaz. Tutunma gerçekleşse dahi çoğu zaman ilk 10 hafta içerisinde gebelik düşük ile sonuçlanır. Aslında bu durum insan doğasının kendi dengesi koruması açısından büyük bir avantaj oluşturur. Doğa sağlıklı olanı koruyarak sağlıksızı elimine etmeye çalışır. Bu sayede çevremizde çok az sayıda anomalili bebek veya çocuk görürüz. Ancak ne yazık ki bu kural her zaman geçerli olmaz.

Embriyo ağır genetik kusurlar taşıyorsa genellikle laboratuvardaki gözlem sırasında yavaş gelişimi, gelişimin duraklaması veya kötü kalitede gelişimi nedeniyle diğerlerinden ayırt edilir ve bu tip embriyolar rahim içerisine yerleştirilmez. Ancak basit trizomi (Down Sendromu; trizomi 21) veya monozomi taşıyan embriyoların gelişimi, sağlıklı olanlar kadar iyi ve hızlı olabilir. Bu embriyoların gelişim hızı, görünümü ve kalitesiyle diğerlerinden ayırt edilmeleri olanaksız. Bu tip anomaliler taşıyan embriyolar, rahim içerisine tutunarak anomalili bebeklerin dünyaya gelmesine neden olabilir. Anomalili bebeklerin çoğunluğu erken dönemde düştüğü halde önemli bir kısmı ilerleyen gebelik haftalarına kadar ulaşabilir. Böyle problemler dikkatli ve düzenli bir gebelik takibi sırasında ultrasonografi, kan testleri ve gerekirse amniosentez yöntemleriyle saptanır. Gebelik ilerledikten sonra bebeğin anomalili olduğunun öğrenilmesi ve gebeliğin sonlandırılması son derece travmatik olur. Gebelik takibinin hiç yapılmaması halinde sakat veya özürlü bir bebeğin doğumunun söz konusu olduğu unutulmamalı .


Şekil 2. Trizomi 13 Patau sendromu saptanan anomalili bir bebek

Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken bazı çiftlerde yardımcı üreme teknikleri gerçekleştirilir. Bu teknikte, çifte ait sperm ve yumurta hücreleri kullanılarak mikroenjeksiyon yöntemiyle embriyolar elde edilir. Eğer çift, embriyolarda genetik anomali yönünden yüksek risk taşıyorsa PGT önerilir.

Yüksek risk taşıyan çiftler şu şekilde sıralanabilir:

1. Anne adayının yaşının 37 ve üzerinde olması

2. Tekrarlayan erken gebelik kayıpları (düşükler)

3. Tekrarlayan tüp bebek - mikroenjeksiyon tedavilerinde gebelik elde edilememiş olması veya elde edilen gebeliklerin düşüklerle sonlanması

4. Daha önce anomalili bir doğum ve düşük hikayesi

5. Yumurta veya sperm hücresine ait bazı özel şekilsel anomaliler

Embriyolarda hastalık araştırılması

Embriyolarda hastalık araştırılmasında temel amaç, kendiliğinden çocuk sahibi olabilen, ancak belirli bir hastalığın taşıyıcısı oldukları için hastalıklı bir gebelik sahibi olma riski taşıyan çiftlerde, hastalık taşımayan embriyoların transferiyle sağlıklı bir gebeliğin elde edilmesi. Genetik ve ailesel geçiş özelliği taşıyan bazı hastalıklar anne, baba veya her ikisinde birden bebeğe aktarılır. Bu hastalıkların taşıyıcısı olduğu saptanan çiftler, embriyolarda genetik inceleme yapılarak sağlıklı bir gebeliğe kavuşabilir.

Vücudumuzdaki tüm hücrelerin özel bir genetik şifre içerdiğini ve bu şifrenin her bireyde birbirinden farklı özellikler taşıdığını bilinir. Hücrelerimizin tüm görevleri, bu genetik şifreler doğrultusunda planlanır. Genetik şifredeki küçük değişiklikler bazen telafisi olanaksız eksikliklere veya hasarlara yol açarak, genetik hastalıkların oluşmasına sebep olur. Son yıllara kadar bu tip hastalıkların tanısı sadece klinik olarak tanımlanırdı. Genetik bilimindeki gelişmeler ve genetik şifrelerin çözülmesine yönelik çalışmalar sayesinde bu hastalıkların tanısının gen düzeyde konulması mümkün. FISH ve PCR adı verilen yöntemlerle hastalığa sebep olan genetik değişiklikler belirlenebilir. Ancak bu zahmetli ve zaman alıcı yöntemler günümüzde yerini çok daha hızlı ve güvenilir sonuç veren cihazlara bıraktı.

Genetik incelemelerde bireyden alınan kan örneğindeki hücreler toplanarak içlerinde yer alan genetik materyal bir araya getirilir. Genetik incelemenin hatasız yapılabilmesini sağlayacak miktarda materyal sağlanabilmesi amacıyla DNA özel yöntemlerle çoğaltılır. Çoğaltılan DNA üzerindeki gen dizileri tek tek tanımlanır. Olası değişiklikler veya bozukluklar belirlenir. Bu incelemeler hastalıkların tanısının konulmasını sağladığı gibi hastalık riski taşıyan bazı bireylerin tanımlanmasında da yardımcı olur. Örneğin bu yöntem ile myotonik distrofi veya kistik fibrozis gibi çocukluk döneminde ortaya çıkan ve ciddi sağlık problemlerine yol açan hastalıkların tanısı konulabilir. Bu teknikle çok sayıda hastalık belirlenebilir.

Bu hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Genetik hastalıklar:
    • Talasemi (Akdeniz anemisi)
    • Kistik fibrozis
    • Myotonik distrofi
    • Frajil X sendrom
    • Doğumsal işitme kaybı
    • Akondroplazi Alfa-1 antitripsin eksikliği
    • Hemakromatozis
    • Huntington hastalığı
    • Orak hücreli anemi
    • Spinal muskuler atrofi
    • Konjenital adrenal hiperplazi
    • Ataksi-telenjektazi
  2. Kalp damar sistemi hastalıkları
    • Faktör V ve protrombin eksikliği
    • Faktör VIII eksikliği
    • Leiden faktör V mutasyonu

Riskli ailelerde kansere yatkınlığın belirlenmesi

Bazı kanser tipleri ailesel özellik gösterir ve ailedeki tüm bireylerde kansere yatkınlık gözlenir. Her yeni jenerasyonun bu hastalıktan etkilenme riski yüksek olur. Embriyo düzeyinde yatkınlık yönünden incelemesi yapılabilen hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Meme kanseri
  2. Mesane kanseri
  3. Prostat kanseri
  4. etinoblastom
  5. Lenfoma ve lösemi
  6. Alzheimer

Embriyo hangi dönemde genetik olarak incelenebilir?

Genetik olarak inceleme, embriyo gelişiminin üç ayrı safhasında gerçekleştirilebilir:

1. Döllenmenin izlendiği gün (Embriyo oluşumunun 1. günü) - Polar cisim biopsisi


Şekil 3. Döllenmiş yumurta

2. Embriyo gelişiminin 3. günü - Blastomer biopsisi



Şekil 4. Gelişiminin 3. gününde 10 hücreli aşamaya ulaşmış bir embriyo

3. Embriyo gelişiminin 5. günü - Trofektoderm biopsisi



Şekil 5. Blasosist aşasına ulaşmış bir embriyo

Polar cisim biyopsisi (Yumurta hücresinin genetik incelemesi)

Yumurta hücresi yumurtalıktan atıldıktan sonra genetik yapısının yarısını (kromozom kümesinin bir setini) birinci polar cisim adını verdiğimiz bir parçayla hücre dışına atar.

1. polar cisim yumurtanın genetik yapısının tam bir kopyasını taşır. Yumurta ve sperm birleştikten sonra bir kopya daha, bu sefer 2. polar cisim adını alarak hücre dışına atılır.


Şekil 6. Yumurtanın altında saat 6 hizasında polar cisim görünüyor

Yani döllenmiş bir yumurta (embriyo oluşumunun 1. günü) iki adet polar cisim taşır. Bu iki yapı kısa bir süre sonra dejenere olarak kaybolur. İki polar cisim de hücre dış kabuğundan çıkartılarak genetik olarak incelenebilir. Her iki polar cisim, yumurtanın döllenme öncesi bölünme evrelerinde herhangi bir kromozom hata içerip içermediğini gösterir.




Şekil 7. Polar cisimlerin biopsi ile çıkartılması

Polar cisimlerin incelenmesi yumurtaya ait genetik problemleri tanımlayabilmemizi sağlar. Avantajları şunlardır:

Tüm yumurta hücrelerine uygulanabilir.
Embriyo en az 3 gün sonra transfer edileceğinden, genetik tanı için daha uzun bir süre mevcuttur.
Polar cisimler embriyonun gelişiminde herhangi bir katkı sağlamayan, bir süre sonra dejenere olarak yok olacak yapılardır. Varlığı veya biyopsiyle çıkartılmış olması, embriyonun ileri gelişiminde olumlu veya olumsuz bir etki yaratmaz.
Polar cisim biyopsisinin dezavantajları ise şunlar:

İçerdiği genetik yapı kısa sürede dejenere olduğu için, genetik inceleme sonucunda net bilgi elde edilememesi riski daha yüksektir.
Polar cisimlerin genetik yapısı, sadece anneden yani yumurta hücresinden kaynaklanan genetik problemleri yansıtır. Babadan yani sperm hücresinden kaynaklanan hatalar bu yöntemle saptanamaz. İncelenen sadece yumurta hücresi olduğundan sonuç embriyoyu tam olarak yansıtmaz.
Polar cisim biyopsisi sadece yumurtanın incelenmesinin yeterli olacağı durumlarda tercih edilir. Bu durum için en iyi örnek ileri anne yaşıdır. Yardımcı üreme teknikleri programına alınan 37 yaş ve üzerindeki kadınlarda, yumurta hücresinden kaynaklanabilecek genetik hataların tanımlanmasında polar cisim byopsisi iyi bir alternatif teşkil eder.

Blastomer biyopsisi; embriyonun genetik incelemesi

Bu uygulamada, gelişiminin 3. gününde embriyonun bir hücresi alınır ve genetik olarak incelenir. Tecrübeli eller tarafından gerçekleştirilen embriyo biyopsisi sonrasında embriyo eksik hücreyi hemen telafi ederek hiçbir zarar görmeden büyümesine devam eder. İncelenen hücre embriyonun genetik bir problem taşıyıp taşımadığını gösterir ve hastaya sadece genetik olarak normal olduğu saptanan embriyolar transfer edilir.

Embriyo, gelişiminin 3. gününde yaklaşık 6 - 8 hücre içerir. Blastomer olarak adlandırılan bu hücrelerden herbirisi birer kök hücre görevi yaparak embriyonun ileri gelişiminde tamamen farklı organ ve dokulara dönüşecek olan yeni hücrelere kaynak teşkil eder. Bu hücrelerden bir veya iki tanesinin çıkartılması, embriyonun ileri gelişimini etkilemez. Kalan diğer hücreler bu eksiği hemen telafi ederek gelişimi sürdürürler. Tüm hücreler farklı dokulara dönüşebilme kapasitesine sahip olduklarından herhangi bir doku veya organ eksikliği gözlenmez.

Embriyo 3. güne ulaştığında gelişim hızı kontrol edilir. Yavaş gelişen bir embriyonun blastomer biyopsisinden olumsuz yönde etkilenme riski olacağından, sadece iyi gelişim gösteren embriyolar genetik inceleme için uygun olarak değerlendirilir. İncelemeye uygun embriyoların çevresini saran zona pellucida adını verdiğimiz zar, mekanik yöntemler veya laser enerjisi yardımıyla açılır.



Şekil 8. Embriyoyu çevreleyen zona pellucida üzerinde oluşturulan açıklık

Bu açıklıktan yerleştirilen ince bir pipet yardımıyla hücrelerden bir tanesi aspire edilerek dışarıya çıkartılır.


Şekil 9. Blastomerlerin embriyodan çıkartılması (blastomer biopsisi)

Bu hücre genetik incelemeye gönderilir. Hücrenin genetik yapısı tam olarak embriyoyu yansıtır. Eğer hücre genetik açıdan anormal veya hatalı olarak değerlendirilirse bu embriyo transfer edilmeyecek ve bu şekilde rahim içerisine tutunma şansı olmayan, tutunsa dahi sağlıksız bir gebeliğe sebep olabilecek bir embriyonun transferi gerçekleştirilmemiş olacak.

Genetik inceleme için en uygun dönemin 3. gün olduğu kabul edilir. İncelenen hücre tam olarak embriyoyu yansıtacağından, polar cisim biyopsisinin aksine hem yumurta hem de spermden kaynaklanan hatalar gözlenir.

Trofektoderm biyopsisi

5. güne kadar gelişimini sürdüren embriyo blastosist aşamasına ulaşır. Bu aşamada artık ileride bebeği oluşturacak iç hücre kütlesiyle (inner cell mass) plasenta ve eklerini oluşturacak trofektoderm yapıları birbirinden ayırt edilir duruma gelir


Şekil 10. Blastosist içerisinde iç hücre kütlesi (ICM) ve trofektoderm yapıları

Bu aşamada trofektoderm tabakasından birden fazla sayıda hücre çıkartılabilir. Bu hücreler genetik incelemeye tabii tutularak blastosistin sağlıklı bir genetik yapıya sahip olup olmadığı belirlenebilir.

Trofektoderm biyopsisinin avantajları şu şekilde sıralanabilir:

Sadece en iyi gelişim gösteren embriyolar blastosist aşamasına ulaşabildiğinden, bu dönemde kısıtlı sayıda ancak ileri gelişim potansiyeli en yüksek olan embriyolar incelenir.
Trofektodem hücreleri embriyonun gelişimine bizzat katılmayacak, sadece plasenta ve eklerinin gelişiminden sorumlu olacağından, çıkartılmaları embriyonun ileri gelişimini etkilemesi mümkün değil.
Trofektodermden birden fazla hücre alınarak incelenebilir.
Trofektoderm biyopsisinin dezavantajları ise şunlar:

Embriyonun transferi için süre çok kısıtlı. Sonucun bu kadar kısa bir sürede elde edilmesi çok büyük bir zorluk teşkil eder.
Bu dönemde hücreler arasında mozaisizm yapısı yüksek orandadır. Mozaisiam, aynı embriyo içerisinde farklı genetik yapıya sahip birden fazla hücre grubu bulunmasıdır. Belirli bir oranda mozaisizm sağlık problemi getirmezken, yüksek oranda mozaisizm halinde ciddi genetik problemler ortaya çıkabilir. Blastosist aşamasındaki embriyoda oluşabilen mozaik hücre grupları zamanla dejenere olacak ve embriyonun ileri gelişim aşamalarına ulaşamaz. Ancak bu hücrelerin biyopsi sırasında alınarak genetik olarak incelenmesi, embriyo hakkında yanlış bir fikir oluşturacağından genetik inceleme sonucuna gölge düşürür. Bu nedenlerden dolayı günümüzde trofektoderm biyopsisi tercih edilen bir yöntem değil.
Genetik inceleme nasıl gerçekleştirilir?

Kromozom sayısının belirlenmesi: Embriyodan alınan hücrenin genetik bilgileri taşıyan çekirdek yapısı ayrıştırılır. Kromozomların tanımlanması için FISH (Floresan İn-Situ Hibridizasyon) adı verilen teknikten yararlanılır. Bu teknikte önce her kromozom için, o kromozomu tanıyarak bağlanacak, renkli floresan boyalar taşıyan problar (tanıyıcılar) oluşturulur. Hücrenin çekirdeği bu problarla muamele edildiğinde hangi kromozomdan kaç tane mevcut olduğu mikroskop altında belirlenebilir.



Şekil 11. Blastomerin FISH tekniği ile değerlendirilmesi; iki adet 13 ve üç adet 21 numaraları kromozom izleniyor- embriyo trizomi 21 yani Down sendromu yapısı taşıyor
Kromozom üzerinde bilgi değişimi (translokasyon) veya eksikliğinin tanımlanması: İki ayrı kromozoma ait birer parçanın koparak diğeri yer değiştirmesi "translokasyon" olarak adlandırılır. Translokasyonlar tahmin edilenden daha sık olarak gerçekleşir. Ancak vücutta dengeli olarak kaldığından kişide herhangi bir sağlık problemi yaratmaz. Dengeli taşıyıcı olarak adlandırdığımız bu kişiler çocuk sahibi olma istediklerinde infertilite veya tekrarlayan düşükler ile karşılaşır. Bunun sebebi bu dengeli kromozom hatasının üreme hücrelerine (sperm veya yumurta hücresi) dengesiz olarak aktarılması. Bu dengesiz kromozomal dağılım, yeni oluşan bir embriyonun sağlıksız olmasına yol açar ve genellikle gebelik düşükle sonlanır.



Şekil 12. 13 ve 9 numaraları kromozomlar arasında translokasyon izleniyor; 9 numaralı kromozomdan kopan bir parça ile 13 numaralı kromozomdan kopan parça yer değiştirmiş olarak izleniyor.

Böyle bir durumda çiftten elde edilen embriyolar translokasyon açısından incelenerek anormal kromozomal yapı gösteren embriyolar ayırt edilebilir. Öncelikle anne veya babadan aktarılan translokasyonun tipi, hangi kromozomların hangi bölgesinde kırık ve yer değişimi olduğu belirlenir. Bu bölgeleri tanıyacak ve mikroskop altında floresan renk verecek problar



Şekil 13. Translokasyon açısından yapılan FISH incelemesi

Tek gen hastalıklarının tanımlanması: Hangi hastalığa yönelik inceleme yapılacağı çok önemlidir. Hastalığa yol açan genetik hatanın hangi kromozom üzerinde yer aldığı ve ne tip bir hata olduğu daha önceden hastalığı taşıyan ebeveynde yapılan incelemelerle net olarak belirlenir. Daha sonra embriyolarda benzer genetik hata araştırılır. Bu incelemede kullanılan teknik biraz daha farklı olup gelişmiş gen dedektörlerinin kullanımını gerektirir. Genlerde dizi analizi yaparak hatayı ortaya koyan ve gen dedektörü olarak adlandırdığımız sequencer PCR cihazının belki de en önemli özelliği bütün bu incelemelerin tek bir hücreyle elde edilebilmesini sağlamasıdır.

Örneğin Akdeniz anemisi hastası olan bir çocuk

İlaçsız tüp bebek (IVM) yöntemi ne kadar başarılı?

Çocuk özlemi çeken ve tüp bebek yöntemine başvuran hastalara sunulan ilaçsız tüp bebek uygulamaları ne kadar yararlı ve başarılı sorusuna cevap arıyorsanız Doç. Dr. Bülent Urman'ın kaleme aldığı bu yazıyı mutlaka okuyun.

Tüp bebek uygulamasına alternatif olarak sunulan IVM, yani ilaçsız tedavi, yumurtaların laboratuar ortamında olgunlaştırılması ile gerçekleştiriliyor. Bu yöntem 1990'lı yılların sonlarından itibaren kullanılmaya başlandı. IVM'de kısa süreli ilaç kullanımı veya hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmamış yumurtalar dış ortamda olgunlaştırılır ve daha sonra döllenerek transfer edilir.

Yöntem ilk olarak ilaçlara aşırı cevap veren polikistik over sendromlu (yumurtlama problemi olan) kadınlarda ilaç kullanılmadan tüp bebek yapılmak amacı ile ortaya atıldı.

IVM yararı nedir?

Polikistik over sendromlu kadınlar, yumurtalıkları uyaran ve gonadotropin adı verilen ilaçların etkisine karşı aşırı derecede hassaslar. Bundan dolayı ovarian hiperstimülasyon sendromu (OHSS) adı verilen ve hastaneye yatarak tedavi gerektirebilen bir komplikasyona meyilliler. Özellikle de gebelik sırasında salgılanan hormonlar, ilaçlarla uyarılmış olan yumurtalıkları daha da uyarır. Bunun sonucunda karın boşluğu içine sıvı sızar ve kanda pıhtılaşma problemlerine yol açar. Yumurtalıklar ilaçlarla uyarılmadan tüp bebek uygulamasına geçildiğinde OHSS riski ortadan kalkar.

IVM başarı oranları

IVM yöntemini ilaç ile yapılan tüp bebek yönteminden üstün kılan özellik, ilaç kullanımının olmaması. Buna karşın IVM ile gebelik oranları ilaç ile yapılan tüp bebeğe oranla daha düşük. Avantajlarına rağmen IVM'in yaygınlaşmamasının temeli nedeni de başarı oranlarının istenen seviyede olmaması. Yeni ve daha gelişmiş IVM kültür vasatlarının devreye girmesi ile bu tekniğin yaygınlaşması kaçınılmaz.

Henüz bilimsel kanıt yok

IVM'nin daha önce başarısız tüp bebek uygulaması olan kadınlar ve yumurtalıkları ilaçlara zayıf cevap veren kadınlarda kullanımı ile ilgili bilimsel bir kanıt yok. Mevcut durumda çok kısıtlı bir hasta grubunda kullanılan bu yöntemin sanki her derde deva gibi gösterilmesi son derece sakıncalı bir durum.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Sperm analizinin önemi ve bazı terimler

Sperm analizi, tedavinin planlanmasında çok önemli değere sahiptir. Bu nedenle, iyi bir merkezde, bu işten anlayanlar tarafından yapılması gerekir. Eksik, yetersiz veya yanlış yapılan bir tahlil, yanlış tedavi planlanmasına, zaman kaybına ve tekrar tahlil istenmesi nedeniyle mali kayıplara neden olabilir.

Tedaviyi planlayan ve uygulayan doktorun sperm analizini yeterli şekilde değerlendirmesi hayati önemi olan bir konudur. Ayrıca, spermin nasıl ve hangi şartlarda alınması gerektiği de erkeğe iyice anlatılmalıdır.

Sperm tahlili için erkeğin 2-7 gün arası boşalmaması gerekir. Sperm verirken su, tükrük, sabun veya başka bir kayganlaştırıcı kullanılmaması gerekir. Sperm odası gürültüden uzak, sakin ve sessiz bir ortam olmalı, gözden uzak bir yerde bulunmalıdır. İçinde lavabo, temizlik malzemeleri, rahat bir oturma imkanı olmalıdır. Bazen uygun olmayan şartlarda sperm vermek zorunda kalan erkekler bu konudan şikayetçi olmaktadır. Sperm vermede sorun yaşayanlar için gerekli imkanlar sağlanmalıdır.
 

Azospermi
Erkeğin menisinde canlı veya cansız hiç sperm hücresi olmamasıdır. Bu durum 2 şekilde ortaya çıkar:

Tıkayıcı tip: Burada erkeğin yumurtalıklarında (testis) sperm hücre yapımı olmasına rağmen hücreleri ileten kanallarda tıkanıklık olması nedeniyle (daha önce geçirilmiş iltihabi bir hastalık gibi) sperm hücreleri dışarı çıkamaz. Bu hastalarda enjektör ve iğne yardımı ile sperm kanallarından hücre alınır. (tesa, mesa, pesa)

Hücre yapımının olmaması: Burada ise sperm hücresini yapımı ya hiç olmamakta, ya da hücre olgunlaşması tamamlanamadığı olgun sperm hücresi bulunmamaktadır. Bu tip azospermi pek çok nedenden olabilir: Ör: İnmemiş testis, genetik kaynaklı gibi. Bu hastalarda testislerden iğne yardımı ile hücre aranır (tesa). Eğer hücre bulunamazsa testislerden biyopsi ile çok küçük parçalar alınır ve hücre aranır (tese, mikrotese)

Her iki azospermi tipinin ayırıcı tanısında

Sperm analizi

Erkeğin muayenesi

Erkeğin hormon tetkiklerinin

Erkeğin genetik tetkikinin yapılması gerekir.

Tıkayıcı tipte olan azospermi de hücre bulunma şansı hemen hemen kesindir ve başarı şansı yüksektir,

Hücre yapımının olmadığı veya çok az olduğu ikinci tipte hücre bulunma şansı %30-50 dir. Eğer hücre bulunamazsa en az 6 ay ara ile biyopsi tekrar edilebilir.

Bazı durumlarda, azospermi tanısı konulanlarda nadir de olsa tekrar yapılan menide yapılan sperm analizinde çok az sayıda canlı hücre bulunabiliyor. Bu nedenle, hastaların her zaman dikkatli değerlendirilmesi gereklidir.

 

Bu genel bilgiler dışında, her erkeğin kendi özel durumuna göre bir değerlendirme yapılıp ileriye yönelik tüp bebek şansı ayrıca ayrıntılı olarak tartışılıp ona göre karar verilmelidir.

 

İmmotil sperm: (%100 Hareketsiz)

Erkeğin menisinde hareketli sperm hücrelerinin olmayışıdır. Burada hücrelerin kuyruk yapısında bir anormallik söz konusudur. Hücre sayısı değişik olabilir. Burada, iki durum söz konusudur:

Hücrelerin hepsi ölüdür

Hücrelerin bir kısmı canlıdır fakat hareket yeteneğini kaybetmiştir.

Bunun için canlılık testi yapılır. Bu test sonucuna göre uygun vakalarda tüp bebek yaplır. Eğer canlı hücre yoksa erkeğin testislerinden biyopsi ile sperm hücresi aranır.

 

Oligospermi: (Sayı)
Sperm hücrelerinin sayı olarak azlığını ifade eder. Eğer, sperm hücre sayısı 20 milyon/ml den az ise oligospermi tanısı konur. Bu azlığın derecelerine göre tedavi düzenlenir.

 

Astenospermi: (Az Hareketlilik)
Sperm hücrelerinin hareket azlığını ifade eder. Burada:

Hızlı ileri hareketli (hiperaktif) (a)

Yavaş hareketli (b)

Yerinde hareketli (c)

Hareketsiz (d)

Şeklinde bir sınıflandırma vardır. Tedavinin planlanmasında özellikle Hiperaktif olanlar önemlidir.

 

Teratospermi: (Şekil farklılıkları)
İnsan sperm hücrelerinin kendine has  “iğ” şeklinde bir baş yapısı vardır. Bazen sperm başı değişik şekillerde olur. Her normal sperm analizinde bazı hücrelerin “anormal şekilli” şeklinde yazıldığı görülür ve belli bir yüzde ile ifade edilir. Eğer, anormal şekilli sperm hücrelerinin oranı hemen hemen % 100 ise teratospermiden bahsedilir. Bu tanı bazen hastalarda kaygılara yol açmaktadır. Sanki bu hücrelerle tüp bebek yapılırsa ve gebelik oluşursa bebeğin anormal olmasından korkulmaktadır. Halbuki, bu tip hücreler doğal yollardan kadının yumurtasını dölleyemezler; ancak, tüp bebek uygulamasında kullanılabilirler.

Şunu unutmamak gerekir: Tüp bebek uygulamalarında sperm hücreleri ne durumda olursa olsun, gerek duyulduğunda genetik testlerin yapılmasından kaçınmamalıdır. Tedavilerin ayrıntıları çiftlerle beraber tartışılmalıdır.

 

Aglütinasyon: (Kümeleşme)
Sperm hücrelerinin baş, kuyruk gibi bölgelerinden irili ufaklı kümeler oluşturmasıdır. Bu durumda sperm hareket etse bile yerinden ayrılamadığı için yumurta dölleme kabiliyetini kaybetmiştir. Bu durmda mutlaka sperm yıkama yapılarak değerlendirilmelidir. Genellikle menide bulunan bazı bağışıklık maddeleri bu duruma yol açabilir.

 

Sperm yıkama:
Günümüzde sperm analizinin artık ayrılmaz bir parçası olmuştur. Yıkama yapılmadan bir sperm analizini değerlendirmek çok sağlıklı olmamaktadır. Bazı özel hücre kültürü sıvıları ile meni yıkanarak istenmeyen maddeler ayrılarak sağlıklı sperm hücrelerinin değerlendirilmesi mümkün olmaktadır.

 

Kruger Testi:
Bu test sperm şekline göre yapılan özel bir değerlendirmedir. Sonuçlar infertilite tedavisinin planlanmasında önem arzeder. Şöyle ki:

%14 ve üzeri normal, doğal ilişki veya aşılamaya uygun

%5-13 sınırda, yıkama sonuçlarına, ve diğer infertilite nedenlerine göre karar vermek gerekir

%4 ve daha az ise tüp bebek gerekir.

Kruger kriteri azaldıkça spermin yumurtayı dölleme yeteneği de azalmaktadır.

 

Diğer kriterler:
Sperm hücrelerinin değerlendirilmesi genellikle meni alındıktan 2 saat sonra değerlendirilmektedir. Özellikle bazı durumlarda 2. saatte hücre hareketi yüzdesi iyi iken, 6 ve daha ileri saatlerde bu yüzdenin hızla azaldığı ve bazen % 0 olduğuna raslanmaktadır. Bu önemli bir kriterdir

Menide toplam ileri hareketli sperm sayısı 5 milyon altında ise tüp bebek daha iyi bir tedavi yöntemdir.

Meni miktarı normalde 2-7 cc olarak kabul edilir. Bazen 2 cc altında meni elde edilir. Bu az miktar meni ile doğal yoldan gebe kalma şansı çok düşüktür.

Gereksiz kullanılan bazı ilaçlar sperm analizinde tam ters bir etki ile hücre azlığına veya yokluğuna  yol açabilir. Bu gibi durumlarda ilacı kestikten en az 2 ay sonra yeni bir tetkik yapılmalıdır.

Aşırı sigara ve alkol tüketimi (özellikle 5-10 seneden fazla) sperm hareket ve sayısında azalmalara yol açabilir

Başka bir hastalık nedeniyle alınan ilaçlar (ör: mide rahatsızlıkları, depresyon) sperm üzerinde olumsuz etki yapabilirler.